Üniversitede Kaybolmuş Gibi Hissetmek: Genç Yetişkinlerde Kimlik ve Uyum Süreci

Bu yazı, Ankara Yenimahalle ve Batıkent’te genç yetişkinler ve yetişkinlerle çalışan Klinik Psikolog Ela Nur Öksüzer Arifoğlu tarafından hazırlanmıştır. Beş yılı aşan klinik deneyiminde kaygı, depresyon ve uyum/kimlik süreçleri alanında çalışan Ela Nur Öksüzer; bilişsel davranışçı terapi (BDT) ve bağlanma temelli yaklaşımları, kişinin geçiş dönemini güvenli bir ilişki içinde anlamlandırmasını destekleyecek bir çerçevede bir arada kullanır. Aşağıdaki bilgiler bu klinik deneyime dayanır; tanı koyma amacı taşımaz, bilgilendirme ve farkındalık amaçlıdır.
İlk haftada herkesin bir yere ait olduğu izlenimi vardı — birlikte kahvaltı edenler, koridorda sesli gülenler, akşam grup fotoğrafları çekenlerin WhatsApp hikâyeleri. O ise yurttaki odasında oturmuş, annesinin mesajlarına bakıyordu; cevap yazıp siliyordu. Dışarıdan küçük bir uyum süreci gibi görünür. İçeriden başka bir şeydir: sanki sahnenin içindesin ama sahneye bir türlü dahil olamamışsın gibi.
Üniversitede kaybolmuş gibi hissetmek çoğu zaman sessizce yaşanır, çünkü bu döneme dair hâkim anlatı "hayatının en güzel yılları" üzerine kurulmuştur. Bu anlatıya uymayan bir his yaşayan genç, ilk tepki olarak kendisini sorgulamaya başlar: Neden uyum sağlayamıyorum? Neden bu kadar zorlanıyorum? Başkaları bu kadar kolay görünürken ben neden böyleyim?
Oysa bu sorular bir yanlışlığın değil, çoğu zaman derinlikli bir geçişin işaretidir. Aynı anda çok şey değiştiğinde — şehir, çevre, rutin, sosyal rol — insanın içindeki yere basma duygusunun sarsılması anlaşılır bir şeydir. Sorun çoğu zaman uyum sağlayamamak değil; bu hissin ne olduğunu adlandıramamaktır.
Herkes Uyum Sağladı Gibi Görünürken
Üniversitenin ilk ayları tuhaf bir baskı taşır. Sanki herkes çoktan bir gruba girmiş, arkadaşlıklarını kurmuş, yerini bulmuştur. Sosyal medya bu izlenimi güçlendirir: grup fotoğrafları, kafeteryada buluşmalar, "kampüs hayatı böyle güzel" paylaşımları. Bu kalabalığın ortasında yalnız hisseden kişi ise çoğunlukla bu hissin yalnızca kendisine ait olduğunu düşünür.
Ama o kalabalığın içindeki pek çoğu benzer bir şey yaşıyordur — sadece dışa vurmuyor. Performatif bir neşenin arkasında, kütüphanede tek başına oturan, eve mesaj atan, "bu kadar mı zor olacaktı?" sorusunu döndüren başka biri de vardır. Bu hissin görünmezliği onu daha ağır kılar; çünkü sanki herkes geçiş yaptı, yalnızca siz geçemediniz gibi hissedilir.
Çevredeki herkesin mutlu göründüğü bir ortamda kendi içselliğiyle baş başa kalmak, zamanla "Ben neden böyleyim?" sorusunu derinleştirir. Bu soru hem yorucu hem yalnızlaştırıcıdır — ve genellikle cevabını dışarıda aramaya yöneltir: belki şehir yanlış, belki bölüm yanlış, belki kendim yanlışım.
Kaybolmuşluk Hissi Ne Anlatıyor?
Bu his sıklıkla "neden buradayım?" sorusuyla iç içe gelir. Bölüm yanlış seçilmiş olabilir; şehir yabancı gelebilir. Ya da her şey doğru gibi görünmesine karşın bir türlü yerine oturmuyor gibi hissedilebilir. Çoğu zaman kaybolmuşluk, dış koşullardan değil; içsel bir geçiş noktasından kaynaklanır.
Üniversite, kimlik oluşumunun en yoğun yaşandığı dönemlerden biridir. "Ben kimim, ne istiyorum, nereye aidim?" soruları tam da bu yıllarda ağırlık kazanır. Ve bu sorular cevapsız kaldıkça ya da birden çok yanıt aynı anda var gibi hissettirdikçe, içte bir iç çatışma belirir — hem heyecan hem korku, hem özgürlük hissi hem de tutunacak bir şey kalmamış gibi bir boşluk.
Bazı gençler bunu depresif bir ağırlık olarak tanımlar. Bazıları kaygı olarak yaşar — sürekli bir endişe, yerini bulmakta güçlük. Bazıları ise sadece "kendim değilim" der; tam olarak neyin eksik olduğunu bile söyleyemez. Hepsi aynı tablonun farklı yüzleridir. Ve hepsi, geçiş döneminin psikolojik gerçekliğinin parçasıdır.
Kaybolmuşluk bazen bir iç sesin fısıldadığı şeydir: "Burada olmak için yeterli değilim." Bu ses çoğu zaman erken öğrenmelerden gelir — ama yeni bir ortamda, alışıldık destekler ortadan kalkınca, çok daha yüksek sesle konuşmaya başlar.
Eski Kimliğin Gitmesi, Yenisinin Henüz Gelmemesi
Yeni bir şehre taşınan genç, sadece coğrafi bir yer değiştirme yaşamaz. Beraberinde bir bağlamı geride bırakır: onu uzun süredir tanıyan insanlar, sosyal rolü, günlük alışkanlıkları, kendini güvende hissettiği çevre. Bu bağlam kaybolduğunda, kimlik de bir süre için sallanır.
Bağlanma perspektifinden bakıldığında bu şöyle anlaşılır: Güvenli bir üs olmadan keşif güçleşir. Yeni ortamda o üs henüz kurulmamıştır — aile ve aşina çevreden uzaklaşılmış, ama yeni bağlar da henüz derinlik kazanmamıştır. Bu ara dönem psikolojik olarak en savunmasız noktalardan biridir; ne eskiye tutunabilirsiniz ne de yeniye tam olarak yaslanabilirsiniz.
Dahası, üniversiteye gelindiğinde lise kimliği de beraberinde gelir: "başarılı öğrenci," "grubun neşeli biri," "ailenin gururu" gibi roller. Ama yeni ortamda bu roller artık otomatik olarak geçerli değildir. Sıfırdan var olmak zorundaymış gibi hissedilir — ve bu beklenmedik bir boşluk yaratabilir.
İşte tam burada kaybolmuşluk hissi en derinden belirir: eski kimlik gitmiş, yenisi henüz şekillenmemiştir. Bu geçiş noktasında kendini tutundurmak zordur. Ama aynı zamanda kimlik oluşumunun tam kalbindedir bu an; önceki rollerden bağımsız, "Ben gerçekte kimim?" sorusunun ilk kez bu denli yakıcı biçimde sorulduğu dönem.
Yalnızlığın İçinde: İlişkisel Açlık ve Bağ Kurma Güçlüğü
Yalnızlık, konuşacak kimse olmayan biri için geçerli değil; konuşmasına rağmen anlaşılmayan biri için de geçerlidir. Üniversitedeki sosyal hayat yoğun olabilir — ama yüzeysel bağlar derin bir açlığı kapatmaz.
Bazı gençler arkadaş edinmeyi beklenenden zor bulur. Herkesin yanında muhabbet edebilir, grupların içinde olabilir; ama odaya döndüğünde yine de yalnız hisseder. Bu hissin adı bağ kuramamak değil, çoğu zaman doğru bağı kuramamaktır. Gerçek anlamda görülmek için zamana ve güvene ihtiyaç vardır — ama bu ortamda her şey hızlı ve yüzeysel ilerler.
Bağlanma biçiminin bu dönemi şekillendirdiği de görülür. Yakınlık kurduklarında tedirgin olan, ya çok hızlı ilerleyen ya da mesafe koyan gençler, yeni ortamda bu örüntüyü yineler. "Neden kimseyle gerçekten bağlanamıyorum?" sorusu zaman zaman çok daha eski bir şeyin yüzeye çıkmasıdır — ve bu, söylediği kadar basit bir sorun değildir.
Bir de duygusal düzenleme meselesi var. Eskiden annesine ya da yakın arkadaşına anlatarak geçirilen şeyler, şimdi tek başına sindirmek zorundadır. Küçük bir hayal kırıklığı, alışılmış destekler olmadan çok daha büyük hissedebilir. Bu durum hem yalnızlığı hem de iç gerginliği artırır. Genç yetişkinlikte ruh sağlığı ve iyi oluş üzerine yazdığımız yazıda bu dönemin hem ilişkisel hem de duygusal boyutlarına daha geniş bir perspektiften bakıyoruz.
Ne Zaman Destek Almak Anlam Taşır?
Uyum güçlüğü, zamanla hafifleyen bir şey olabilir. Ama bazı dönemler kendi kendine geçmez — ya da geçse bile iz bırakır. Bunun farkında olmak, geç kalmamak açısından önemlidir.
Eğer kaybolmuşluk hissi haftalarca sürüyor, günlük işlevselliği — derslere girmek, temel ihtiyaçları karşılamak, en küçük kararlar almak — olumsuz etkiliyorsa; ya da içinde ne olduğunu anlamlandırmakta kronik bir güçlük yaşanıyorsa, bu hissi yalnız taşımak zorunda değilsiniz.
Kaygı bu dönemde sık görülür. Kaygı bozuklukları zaman zaman üniversite geçişiyle birlikte yüzeye çıkar ya da belirginleşir; çünkü eski düzenleyici kaynaklar ortadan kalkmıştır. Bunun yanı sıra, uzun süren bir ağırlık, eskiden zevk alınan şeylere karşı duyarsızlaşma ya da belirgin bir içe kapanma depresif bir tablonun işareti olabilir.
Destek aramak, uyum sağlayamamanın değil; kendi iç dünyasına dönük bir merak ve özen taşımanın ifadesidir. Bazen en güçlü adım, "bana ne oluyor?" sorusunu yalnız değil, birlikte sormaktır. Terapi burada bir son çare değil; bu karmaşayı birlikte taşıyacak bir alan sunar.
Eğer bu yazıda kendinizden tanıdık bir şeyler bulduysanız, bu farkındalığı birlikte taşımak için WhatsApp üzerinden bir görüşme talep edebilirsiniz.
Üniversitede kaybolmuş gibi hissetmek bir başarısızlık değildir. Çoğu zaman bu his, eski bir kimliğin sınırlarının daraldığını — ve yenisinin henüz şekillenmekte olduğunu — haber verir. Bu geçiş noktasında ayakta kalmak bazen yeterlidir. Ve zamanla bu yeterlilik, zemin olur. Kimlik oluşumu doğrusal değildir; kaybolmak da onun bir parçasıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
Üniversitede kaybolmuş gibi hissetmek normal mi?
Aynı anda şehir, çevre, rutin ve sosyal rol değiştiğinde içteki “yere basma” duygusunun sarsılması anlaşılır bir şeydir. Kaybolmuşluk çoğu zaman bir başarısızlığın değil, derinlikli bir geçişin işaretidir; eski kimlik gitmiş, yenisi henüz şekillenmemiştir.
Üniversiteye uyum sağlayamıyorum, ne yapabilirim?
Herkesin kolayca uyum sağladığı izlenimi çoğu zaman yanıltıcıdır; benzer zorlanmayı yaşayan pek çok kişi bunu dışa vurmaz. Hisse bir ad vermek, küçük ve sürdürülebilir bağlar kurmaya zaman tanımak ve gerekirse destek almak süreci hafifletir.
Üniversitede kalabalığın içinde neden yalnız hissederim?
Yalnızlık yalnızca konuşacak kimsenin olmamasıyla değil, konuşmasına rağmen anlaşılmamakla da ilgilidir. Üniversitede ilişkiler hızlı ve yüzeysel ilerlediği için, gerçek anlamda görülmek için gereken zaman ve güven kurulmadan derin bir açlık hissedilebilir.
Üniversite geçişinde ne zaman destek almak gerekir?
Kaybolmuşluk hissi haftalarca sürüyor; derslere girmek, temel ihtiyaçları karşılamak ya da küçük kararlar almak gibi günlük işlevsellik olumsuz etkileniyorsa destek almak anlamlıdır. Uzun süren ağırlık, içe kapanma veya zevk alınan şeylere duyarsızlaşma depresif bir tablonun işareti olabilir.
Ankara'da genç yetişkinler için destek nasıl alınır?
Ankara Yenimahalle ve Batıkent çevresinden başvuran genç yetişkinlerle yüz yüze görüşmeler planlanabilir; uygun durumlarda online görüşme seçeneği de değerlendirilebilir. Süreç hakkında ön bilgi için WhatsApp üzerinden iletişime geçilebilir.
Ankara Yenimahalle’de (Batıkent dahil) üniversite geçişi, uyum ve kimlik süreçlerinde destek almak isterseniz WhatsApp üzerinden ön görüşme bilgisi alabilirsiniz.
WhatsApp ile İletişime GeçBu içerik bilgilendirme amaçlıdır ve terapi yerine geçmez.